Ana SayfaÖneri ve FikirlerPRAG - Kafka'nın Rilke'nin Şehri

PRAG – Kafka’nın Rilke’nin Şehri

-

Pek çok ünlü yazara ilham perisi olan Prag sokaklarını yürürken sokağın köşesinde sizi okuduğunuz bir romanın sahnesinin karşılayacağını hayal edebilirsiniz. Bu masalsı şehri adım adım gezip keşfetmek için en güzel mevsimse yaz..

1992 yılından bu yana UNESCO’nun Dünya Mirası Listesinde bulunan Prag, gotik yapıları, kuleleri ve konak biçimli çatılarıyla adeta masal kitabından fırlamış bir sahneyi canlandırıyor gibi. Barok ve Rönesans yapılarının harikulade birlikteliği gözlerinizi kamaştırıyor; kemerli geçitleri, köprüleri, avluları, şehre tepeden bakan bahçeleri, dar sokakları ve o sokakları süsleyen rengarenk pastel tonlardaki bina cepheleriyle size Kafka‘nın bir romanında yürüyormuşsunuz hissini yaşatıyor.

Eskiyle Yeniyi Harmanlayan Şehir

Eskiyle Yeniyi Harmanlayan Şehir

Çek yönetmen Milos Forman’ın Oscar ödüllü meşhur filmi Amadeus‘u çekmek için Prag’ı seçmesine ve 1700’lerin Viyana’sının atmosferini yakalayabilmek için yalnızca birkaç otomobili görüntülerden çıkarmasına şaşmamalı. Eskiyle yeniyi çok güzel harmanlayan bu şehir, adeta bir dönem filmindeymişsiniz hissini uyandıracak kadar eski yapılarını günümüze kadar korumayı başarmış nadir şehirlerden. Kafka, Rilke, Havel, Kundera…

Pek çok yazara ilham perisi olan Prag sokaklarını yürürken okuduklarınızı hatırlayabilir, önünden geçtiğiniz evlerin içinde Milan Kundera kitaplarından bir karakterin yaşadığını hayal edebilirsiniz. Prag’a kadar gelip Kafka’nın yaşadıgı 22 numaralı evi ya da Kafka Müzesi’ni görmeden dönmek olmaz. Sadece onlar degil, büyük şairimiz Nazım Hikmet de Cafe Slavia’da oturup şiir yazmış. Yalnız Nazım Hikmet, Prag yerine Pırag demiş ve Hanuş Usta’nın eşi benzeri olmayan astronomik saatinden söz etmiş: “…Gotik duvar üstünde / Hanuş Usta’nın saati / On ikiyi vuruyordu.” Aynı kafede yazdıgı bir başka şiirinde ise şehrin kulelerinden söz etmiş: “…Külahlı kuleler Pırag şehrinde / Ağarınca akşamın üzerinde / Düşe giren dünyalar aydınlanır“.

Prag kütüphane

Meydanın köşesindeki Astronomik Saat, her saat başı harekete geçer ve etrafına pek çok meraklı turisti toplar. Bu saat aslında zamanı göstermenin ötesinde Güneş’in ve Ay’ın Zodyak’taki yerini gösterir. Evini taşımak isteyen ya da ameliyat olmayı planlayan birinin uygun gün ve zamanı seçebilmesi için tasarlanmıştır. Tabii her saat başında saatin altına toplanan fotografçı turist kalabalığından çok azı bu detayı bilir.

Astronomi Kulesi

Astronomi Kulesi

Astronomik Saatten sonra kentte kaçırılmaması gereken en önemli nokta, yine biraz ötede yer alan ve eski bir Cizvit üniversitesi olan Klementinum’un içindeki Astronomi Kulesi’dir. 17. ve 18. yüzyıldan kalma astroloji aletleriyle dolup taşan bu yapı, kendini göklere adamış Prag’ın birçok açıdan son el degmemiş yeri. Kulenin ilk katı Çekya Ulusal Kütüphanesi’ne ayrılmış durumda. 1722’de açılan Çekya Ulusal Kütüphanesi’ndeki hazineler arasında Antik Yunan metinleri, nadir Bohemya el yazmaları ve mekanik küreler yer alıyor. Rivayete göre Mozart dahi burada çalışmış ve bazı el yazması besteleri halen bu kütüphanede saklı.

Meridyen Odası

Meridyen Odası

Üst katta yer alan Meridyen Odası’ysa oldukça ilginç malzemelerle dolu. Halihazırda aktif bir meteoroloji istasyonu olan bu odada, zamanında Kepler’in cağdaşları çalışmış ve hokey sopası boyutundaki sekstantlarıyla gezegenlerin konumlarını ölçmüşler. Yukarı doğru dar ve ince merdivenden biraz daha tırmanınca sizi Prag’ın en görkemli manzarası karşılıyor. Prag Kalesi’nden ve Aziz Nikolaos Kilisesi’nden daha az bilinen bu kule, bahsi geçen mekanları görme imkanı da sağladığı için onlardan daha doyurucu bir manzara sunuyor.

Gri ve Hüzünlü

Yahudi Mahallesine doğru ilerlediğinizdeyse şehrin gri ve hüzünlü yanıyla tanışıyorsunuz. Prag’ı adımlarken kentin yüzyıllar içerisinde yaşadığı yükseliş ve düşüşleri anımsıyor; Prag Baharı, Sovyet işgali ve Kadife Devrim gibi geçtiğimiz yüzyılın önemli siyasi hareketlerinin bu sokaklarda yaşandığını iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Şehrin kurucusu sayılan ve her yerde heykelleri bulunan Prenses Libushe‘nin vaktiyle şöyle bir kehanette bulunduğu söylenir: “Büyük bir şehir görüyorum, yüceliği ile göklere ulaşacak.” Neyse ki günümüz Prag’ı artık kasvet ve hüzünden çok mutluluk ve ilhamla anılıyor. Yani prensesin kehanetinin gerçekleştiği söylenebilir.

Eski Şehir Meydanı

Eski Şehir Meydanı

Prag’a gidip de Eski Şehirde turladığımızda kendinizi gülümserken bulmamanız pek mümkün değil. Yaş alan ama hep genç kalan bir güzel gibi akılp duran Vltava Nehri’nin ortadan ikiye ayırdığı Prag için Karl Köprüsü (Charles Köprüsü) şehrin en önemli geçidi sayılır. Karl Köprüsü üzerinden Prag’a bakanlar bir masal mekanına tanıklık ettiklerini düşünebilir. Bu yüzden olsa gerek, her yıl dünyanın değişik ülkelerinden gelen pek çok çift bu şehirde evlenmeyi tercih ediyor. Ayrıca nehrin üzerinde 17 köprü daha var ama Karl Köprüsü şehrin kalbine, Eski Şehir Meydanı’na giden ana yolu oluşturuyor. Bu renkli meydan, Prag’ın ilk görülmesi gereken noktalarından biri.

Vltava Nehri şehir için adeta bir atardamar gibi hayati bir öneme sahip. Nehrin bir yakasında sarayın bulundugu Hradcany semti, diğer yakasındaysa Çekoslovakya’nın bağımsızlığının ilan edildiği ve Kadife Devrim‘e sahne olan Vaclavske Meydanı’yla birbirine bağlanan Eski Şehir yani Stare Mesto bulunuyor. Yeni Şehir kısmının yeni olarak adlandırıldığına bakmayın, onun da 650 yıllık bir geçmişi bulunuyor!

Noel Pazarı

Gezilip görülmesi gereken eski yapıların çoğu Eski Şehirde yer alıyor. Bu nedenle de bu bölüm, her zaman kalabalık ve araç trafiğine genelde kapalı. Orta Çağ boyunca pazar alanı olarak kullanılan meydanda Aralık ayı gelince yüzlerce küçük kulübeden oluşan Noel pazarı kuruluyor ve ziyaretçilere el yapımı ahşap oyuncaklar ve takılar, kokulu mumlar, yöresel kıyafetlere bürünmüş kuklalar ve elbette yerel Çek içecekleri sunuluyor. Astronomik Saat, Eski Belediye Sarayı, Tyn Kilisesi, Kinsky Sarayı, Jan Hus Anıtı ve Aziz Niklaus Kilisesi de dahil ünlü yapıların çevrelediği bölge, dünyanın en güzel birkaç meydanından da biri. Her köşe başında sizi karşılayan sokak çalgıcıları bu bölgeye ayrı bir hava katıyor.

Yaz aylarında nehir üzerinde deniz bisikleti kiralayabilir, bir yandan güzel havanın tadını çıkarırken bir yandan da şehrin dekorunda süzülerek Prag’ın büyüsünü su üzerinden izleyebilirsiniz. Eski şehirde her yer yürüme mesafesi olduğundan, bahsettiğimiz çogu yeri kolayca adımlayarak keşfedebilirsiniz.

Ne Yemeli?

Ne Yemeli?

Çek mutfağı genel itibariyle domuz eti ve hamur işi üzerine kurulu. Bir çeşit yahni olan gulaş, haşlanmış et parçaları, kereviz, havuç ve kremayla yapılan svickova, lahana turşusu ve domuz etli hamurdan oluşan knedlo-zelo-vepro, bölgenin ünlü yemekleri arasında. Her köşe başında karşınıza çıkabilecek atıştırmalıkların başında ise sosisli sandviç pârek v rohliku ile garnitürlerle yapılan sandviç chlebiöky geliyor.

Original Coffee: Kentin kahve ve kafe kültürünü şekillendiren mekânlardan biri olan Original Coffee, hızlı servisi ve uygun fiyatlarıyla üçüncü dalga kahvenin kentteki en iyi adreslerinden biri.

Lokal: Ambiente Grubu’nun sahibi olduğu ve geleneksel yemekleriyle ünlenen Lokalde güzel bir öğlen yemeği molası verebilirsiniz.

İlginizi Çekebilir

Yorumunuzu Paylaşın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

38,437BeğenenlerBeğen
3TakipçilerTakip Et
90TakipçilerTakip Et
42,500AboneAbone Ol